Suudların 2030 Vizyonu hakkında


Petrol Çağı sona eriyor. Bu gerçeği umursamayan nadir ülkelerden biri de Türkiye ve Dünyanın gidişatını belirleyecek böyle ciddi konularla hiç bir seviyede ilgilenmeyerek, aslında Dünya Ülkesi olmak özelliğiyle alakasız bir elit tarafından yönetildiğini de göstermiş oluyor. Bu tesbit, sadece muktedir politikacılar için değil, muhalif politikacılar ve entelektüeller için de geçerli.  

   Suudiler kendi siyasi hedefleri doğrultusunda, özellikle 1970'lerdeki petrol krizinden beri çeşitli yardım kuruluşları üzerinden dünyanın her yanında islamî vakıfları, cemaatleri, partileri ve çeşitli ülkelerdeki cami projelerini desteklediler. Türkiye'de Rabıta üzerinden -bugün ülkeye hakim olan- "Müslüman Kardeşler" tipi siyasallaşmış neoliberal "müslüman kimliği" dairesinde modern cemaatçiliğe yaslanan yeni bir İslam türünün Sünni toplumları "kültürel" anlamda (Suudlara uygun islamî ölçekte) dönüştürüp belirlediği bir zaman dilimi yaşandı. Türkiye'nin bin yıllık müslümanlık anlayışının dönüştürülmesi ve siyasallaştırılarak muktedir bir teolojik politik plütokrasiye bağlanması 1970'lerin başından itibaren günümüze kadar süren, "antikomünist" Türk elitlerinin Sol'a karşı seçimiydi/tercihiydi.

   11 Eylül 2001'de New York'daki İkiz Kulelere ve diğer ABD hedeflerine saldıranların beşi hariç hepsinin Suud vatandaşı olması, Suudi Arabistan'ın bol keseden seksen ülkede dağıttığı paraların, cihadcı gruplara da verildiği gibi haklı bir kuşku uyandırdı. Bu kuşku, Suudların Suriye savaşında müttefiklerinin "doğru tarafı"nı seçmeleri nedeniyle bir süreliğine görmezden gelindi ama er geç gündeme gelecekti. 


   Suudlar o kadar beklemediler. 2015'de, Kral Salman'ın kurduğu yeni "Aid and Relief Centre" ile yardımların daha şeffaf yapılmasını sağladılar ve gelişmekte olan Müslüman ülkeleri desteklemeyi hedefleyen yeni bir amaç edindiler. Bu değişimde Rusya'nın Suriye savaşında devreye girmesi ve savaşın sonucunun görünür hale gelmesinden daha önemli neden, aynı yıl düşen petrol fiyatlarıydı. Ama asıl önemli değişiklik, Batı'da yetişmiş yeni nesil Arap soylularının ve iyi eğitimli gençlerinin, Suudların yaşlı elitini ikna ederek -Suudi Arabistan gibi tutucu bir yerde- petrol çağı sonrasını esas alan yani bir ekonomi ve o ekonomiye uygun yeni bir toplum modeli önermeleri olmalı. Konunun önemi, gençlerin toplaşıp yaşlı adamlara birşeyler anlatmaları, sonra da işlerine evlerine dağılmaları değil, önerilerini bir de kabul ettirmelerinden geliyor. Konu oldukça net bir kuşak değişimiyle ilgili.


   Böyle durumlarda kuraldır, bir konunun bol bol konuşulması ile o konuda somut adımlar atılması, daima iki farklı şeydir. Türkiye'de de laf bakımından ölçüsüz efor sarfedildiği halde, onca lafın nefesinin bile bir tek kuru yaprağı kımıldatmadığı konular ve dönemler çok. Arabistan'da da bu istikamette hareket etmek isteksizliği belirgin olsa da, ortada sağlam bir plan ve o istikamette hareket eden kurumlar/kesimler var görünüyor.


   Suudi Arabistan'da sinemaların otuz küsür yıl sonra yeniden açılması, kadınlara yalnız otomobil kullanma izni gibi kadınları önceleyen yenilikler, ülkedeki kadın çalışan oranını yüzde otuza çıkarmak hedefiyle uyumlu.


   Yeni genç Suud eliti, ülkeyi 2030'a kadar petrol bağımlılığından kurtarmak gibi yüksek bir hedef belirlerken, esasen memurluktan başka iş yapmayan Suud vatandaşlarını da daha çok iş hayatına çekmeyi ve özel teşebbüsü desteklemeyi, eğlence sektörü kurup geliştirmeyi planlıyor. 


   Suudi Arabistan nüfusunun üçte biri yabancılardan oluşuyor ve çoğunluğunu Hindistan, Pakistan, Bangladeş kökenli yabancıların oluşturduğu bu insanlar, Suudi Arabistan'ın neredeyse çalışan nüfusunu temsil ediyor. Vergiden muaf Suud vatandaşlarına ilk kez katma değer vergisi kondu, yurtdışında yaşayan iyi eğitimli Araplar yüksek maaşlarla ülkeye çekildi. Kuzeyde aynı zamanda bir tür Silicon Valley projesi olan "Neom" kuruluyor, tamamen otomatik işleyen bir şehir. Elli boş ada, yeni bir tür turizm için açılıyor, bu bile başlı başına bir yenilik.


   Suud vatandaşlarının yüzde 70'i otuz yaşından küçük ve gençler, yeni genç Suud elitini destekliyorlar. Kuşaklar değişimi orada da kendine özgü bir yerden yürüyor. Türkiye'de genç kuşağın ülkeyi devralması siyasi bir önderlikten ziyade bir mantalite değişimi üzerinden yaşanıyor ve yeni Türkiye sessiz sakin adımlarla adım adım yaklaşıyor.

Peyo'nun Küçük Prens'i ve Afacan'ı

 Çocukluğumdan beri hayranı olduğum "Küçük Prens" çizgi romanının yazarı ve çizeri Peyo ile yeniden meşgul olduğum Hamburg'da, onun başka bir kahramanının daha olduğunu, "Benoit Brisefer"in çizgilerinden anladım. Belçika'nın Dünya popüler kültürüne yaptığı muazzam çizgi roman katkısının en önemli isimlerinden biri Pierre Culliford'dur. "Peyo" takma adını kullanan bu büyük sanatçı, daha sonra çok meşhur olan "Şirinler"in de mucididir ama biz en önemli eserine dönelim.

Türkiye'de çok kötü samanlı kağıda küçük boy siyahbeyaz basılan "Johan et Pirlouit" (Küçük Prens) Almanya'da "Johann und Pfiffikus" renkli ve büyük boydu. Hemen elime geçen, Türkçesini okuyup okumadığım tüm albümleri edindim ve onun tekniğini örnek alarak ben de çizmeye başladım.

Peyo, bir çok iyi ve orijinal sanatçının başına geldiği üzere yayıncı bulmakta uzunca süre zorlanmış. Küçük Prens'in son haliyle alakasız ilk versiyonu 1946'da, daha sonra da 1949'da Le Soir gazetesinde yayınlanmış ama Belçika'nın kült çizgi roman dergisi/magazini "Spirou"da yayınlanmamış. Nihayet büyük çizerin Küçük Prens'i 1952'de, Türkiye'de "Sipru" adıyla bilinen dizinin ve ilginç hayvan "Marsupilami"nin babası Belçikalı dev André Franquin'in devreye girmesiyle Spirou dergisinde yayımlanmaya başlamış. Franquin, "Tenten"in yaratıcısı Hergé ile birlikte Avrupa çizgi romanının hâlâ eşitler arasında ikinci atası sayılıyor. Spirou dergisi Peyo'ya bazı şartlar koymuş, mesela Küçük Prens'in sarı olan saçları siyah olmalıymış vs. Sanatçının şartlara itirazsız uyduğunu biliyoruz.

Küçük Prens, albümlerde kökeni belirsiz, ailesiz, oldukça genç biridir. Peyo'nun tüm tipleri sevimli olduğundan, şiddet ifadeleri çoğu kez sessizfilm parodilerine benzediğinden en heyecanlı maceralar bile her yaştan okura hitab ediyor.

Küçük Prens'e 1954'den itibaren Yeni bir yol ve macera arkadaşı gelmiş: "Afacan", Türkiye'deki adı buydu. Afacan at veya eşeğe değil, "Biquette" adlı inatçı ve savaşçı komik bir keçiye biniyor (Türkçe'ye "Karakaçan" diye çevrilmişti yanılmıyorsam) ve pek zevkine düşkün biri. İpin ucunu kaçırıp fazla içip sapıtıyor, çok yiyor ve çalamadığı kocaman sitarını tımbırdatıp zangırdatarak herkesi isyan ettirecek kadar kötü şarkı söylüyor. Küçük Prens'den daha ilginç ve komik Afacan tipinin keşfiyle birlikte "Küçük Prens" dizisi çizgi roman klasikleri arasındaki yerini aldı. Bu dizinin Türkiye'de hakkıyla, orijinali gibi renkli albümler halinde yayınlaması çok hoş olurdu. Ve tabii Türkiye'nin Spirou dergisi "Doğan Kardeş"in de yeniden yayınlanması çok daha güzel olurdu. Türkiye'de çizgi romanın yeniden canlandığı bir dönemde, Türkiye'nin -çocuklara da hitab eden- böyle bir dergiye ihtiyaç var. Yapı Kredi Yayınları Doğan Kardeş'i 2000'li yıllarda yeniden yayınladığında, dergi bir yetişkinler dergisi olarak ve pahalı kağıda renkli basılıyordu. Eski formatın daha çok ilgi göreceğini düşünüyorum.

"Les Schtroumpfs" (Şirinler) ilk kez Peyo'nun 1958'de çizdiği "Sihirli Flüt" albümünde, hikayenin bir parçası olarak göründüler. Spirou dergisi genel yayın yönetmeninin dikkatini çeken tipler için Peyo'dan ayrı hikayeler çizmesi istendi ve benim bir tekini bile sonuna kadar okumadığım ama bugün en ünlü Peyo ürünü "Şirinler" dizisi doğdu. Peyo'yu 1992'de kaybettik, ama oğlu aynı takma isimle onun anısını ve eserlerini bir stüdyo'da yaşatıyor. Peyo yaşarken onun asistanlığını yapan ve her biri ayrı bir usta olan çizerler bu stüdyonun ayrılmaz parçası olmaya devam ediyorlar.

Peyo'nun yarattığı ama pek tanınmayan süper çocuğu Benoit Brisefer'in hikayelerini de okudum ama bunlar daha çok çocuklar için düşünülmüş güzel maceralar. Peyo'nun pek tanınmayan en hoş karakterlerinden biri de kara kedi "Poussy"dir. Karnı ve patileri beyaz sevimli kedinin maceraları ilk kez 1949'da yayınlandı. 1955'den itibaren her biri yarım sayfalık ikiyüz kadar macera daha çizen Peyo'nun kedisine daha sonra Spirou dergisi sahip çıktı. Peyo'nun izniyle kedinin otuz kadar yeni macerası 1992'ye kadar başka çizerler tarafından Peyo stüdyosunun şıkardığı "Schtroumpf Magazin" için çizildi.

Peyo'nun klasik eserleri, yeniden Türkçeye kazandırılmalı.