Bu çok eski bir sorun...
Friedrich Schelling'in doğa ve insan ilişkisi hakkındaki tüm iyimserliğine rağmen, 'Düşünmek' denen şeyin, derin bir yaratıcı-melankoli ile ayrılmaz bir bütün olduğu görüşü, 2008-2024 Değişim/dönüşüm dönemiyle ve gelecekle ilgilenen bu blogun da ilgi alanına giriyor.
Düşünmek denen şey nedir?
Düşünmek düşünülebilir mi?
Böyle sorular, tarihin fena halde hızlandığı günümüzde, kulağa belki biraz lüks entel züppeliği gibi gelse de, konuşulmak zorunda -hele düşünmek ve melankoli arasındaki bağın kırılması gibi bir sorundan bahsedeceksek.
Düşünmek konusunda tonla kitap yazılmış olmasına rağmen, bu olayın aslında ne olduğunu bilen yok. Düşüncenin ötesinde ne olduğunu da -rasyonel yoldan- konuşmak mümkün değil!
Peki biz de konuyu rasyonel olmayan yoldan konuşsak?
Neden olmasın? Ama oraya gelmeden önce söylenecek çok şey var...
(yeni yazı)
'Düşünmek', insanı neden mutsuz kılıyor, nasıl mutlu kılabilir?!
Aralık 2012 eşiğinde İlerlemeci düşüncenin iflası ve postkapitalist mirası
Bugünkü anlamda İlerlemeci düşünce, 19'uncu Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıktı. Tarih felsefesi ve kültür felsefesi formatında, 20'inci yüzyılı belirleyen asıl düşünce olduğunu söyleyebiliriz. İlerlemeci düşünce, Modernizmin temel felsefesi haline geldi. Bu düşüncenin tarihte ilk versiyonunun ilk kez, dünyanın bu tarafında Stoacılar tarafından kullanıldığını biliyoruz. Fizik, mantık ve ahlak üzerine kurulu Helenistik Stoacı düşünce, İstanbul'un kurucusu İmparator Konstantin döneminde (Doğu) Roma'nın tek tanrılı Hristiyanlık dinini kabulüyle birlikte terkedildi, ama çeşitli biçimlerde yeniden ortaya çıktı. İlerlemeci düşünceye göre tarih, bir çizgi halinde durmadan ileriye doğru gitmektedir. Linear tarih anlayışının "ürünü" İlerlemecilik fikri, aynı zamanda, dünyanın bir yerde başlayıp bir yerde de sona ereceği eski-mantığının deforme edilmiş seküler devamıdır. İlerlemeciliğe göre, genel yaşam koşulları (modern anlamda) sürekli daha iyiye gider, herşey eskisine nazaran daha iyi ve de güzel falan olur. Hatta bu gelişmenin bir "hedefe" doğru ilerlediği de düşünülmelidir. (Peki ilerleyerek nereye böyle?) Mesela "Diyalektik Tarihi Materyalizm"e göre toplumsal gelişmenin istikameti, ille de dünyanın heryerinde "ilkel toplum, köleci toplum, feodal toplum, paracı toplum -pardon kapitalist toplum-, sonra da sosyalist toplum ve nihayet komünist toplum" istikametinde ilerlemelidir! (Dikmedirek ilerlerken 'Komünist toplum'da neden duruyor, bilen yok. Bu konuda Marx da birşey söylememiş malesef!)İsrail'in kaderi ve Türk-Yahudi dostluğunu yeniden inşa etmek
Giriş...
Burada Kolbrin incilinden bahsederken ve Hz. Musa'nın Denizin içinden bir yol açarak halkını Filistin'e nasıl getirdiğini eski Mısır kaynaklarından aktarırken, Yahudi Halkının çektiği büyük acıları da hatırlamıştık (mesela tıklayınız).İnternette 'Yahudi' diye yazıp arama motorunu harekete geçirdiğinizde, resimler arasında gene ilk sıralarda ırkçılardan kalma "kötü Yahudi" "tasvirleri"ni görüyorsunuz. İşin kötü yanı, buna şaşıramıyorsunuz, çünkü bugün bile dünyada, Yahudilere (çoluk-çocuk ayrımı yapmadan) peşin kin duyan ve onlardan nefret eden bir haşere sürüsü var. Bizim konumuz, bu küçük ama etkili halkın ve onların Filistin'deki ulus-devleti İsrail'in 2012 sonrasındaki olası kaderi ve son zamanda sistemli bir şekilde bozulan Türk-Yahudi dostluğunu bu süreçte yeniden kurmak ve yeni bir zemine oturtmak.
İsrail'in içinde bulunduğu zor zaman kalitesinden bahsederken (tıklayınız), orada etkiyen bir "kandırılma" durumuna dikkat çekmiştik. İsrail'in dolduruşa getirilmesi veya bir şekilde provoke edilmesi şeklinde de okunabilecek olan bu durum, güncel savaş tehlikesiyle birleşince, İsrail'in, etkisini 2012 Şubatına kadar sürdürebilecek son derece önemli (tayin edici) bir süreç yaşadığını gösteriyor olabilir. Asıl konumuz 2012 Aralık ayı sonrasındaki süreç olduğu halde bu etkiye dikkat çekmemizin nedeni, İsrail'in yaşayacağı büyük değişimin işleyiş türünü göstermesi bakımından önemli.
İsrail'deki değişimi, Ortadoğu'daki, Mezopotamya'daki ve özellikle Suudi Arabistan'daki değişimle birlikte ele alınca, konu daha da netleşiyor.
Rus Cumhurbaşkanı Medvedev'in konuşması ve Dünya Savaşı tehlikesi
Dimitri Medvedev, geçen hafta (23.11) yaptığı bir televizyon konuşmasında Rus halkını, Kızılordu'ya verdiği emirler konusunda uyardı. Bu emirler, Rusya'yı atom roketlerine karşı korumakla ilgili çok ciddi emirler ve yeni olmadıkları da anlaşılıyor. Olaydan çıkartılacak sonuç çok açık. Medvedev, Suriye kıyılarında bir Amerikan Uçak gemisiyle burun buruna duran Rus savaş gemilerinin, ürkmeyeceklerini ve Rusya'yı savunmakta kararlı olduklarını söyledi. Anlaşıldığı kadarıyla Rusya'nın NATO yayılmacılığına karşı tolerans sınırına erişilmiş bulunuluyor. Rusya, kendini korumaktan ve atom roketlerinden bahsediyor. Türkiye'nin bu denklemde koçbaşı rolü oynayarak ilk saldırı dalgasında yer alması, ülkenin intiharı olabilir. O nedenle Suriye ile savaşa/işgale/içsavaşa karşı çıkmak, şimdi bir yurtseverlik görevi haline gelmiş görünüyor.
Geçtiğimiz hafta Rusya ve İran, Türkiye'yi de uyarmıştı. Soğuk Savaş sırasında bile olmamış bir durumdu. Medvedev'in konuşmasından bazı bölümleri buraya alıyoruz...
Geçtiğimiz hafta Rusya ve İran, Türkiye'yi de uyarmıştı. Soğuk Savaş sırasında bile olmamış bir durumdu. Medvedev'in konuşmasından bazı bölümleri buraya alıyoruz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


