![]() |
| Sistemin "Merkez firmaları"nın bir numarası: Barclays Bank |
Dünya ekonomisini/siyasetini yönlendiren AĞ ve "Sistemin merkez firmaları"
"Abi Dünyanın sonu geliyomuş, doğru mu?"
![]() |
| "Mucize" tıfıllardan Azra! Felaket vız gelir, tırıs gider... |
Van/Erciş yazıları 3
Van M tipi Cezaevinin arkasında, cezaevinden yüz metre kadar uzakta açık alanda çadır kurmaya çalışan bir ailenin yanındayım. Beni buraya kadar getiren Nimetullah ile Ömer, on-onbir yaşında iki cengaver. Ömer kumral, sessiz bir çocuk. Nimetullah zayıf, esmer ve konuşkan.
Deprem olduktan hemen sonra cezaevinde bir isyan çıkmış, mahkumlar kaçmışlar. Ama olay öyle birşey ki, ileride mutlaka filmi falan yapılır. Etrafımdaki on kadar çocuk arasında en makul ve mantıklıları olan orta iki talebesi üniformalı Kübra, eşofmanlarla, terliklerle dışarı kaçan mahkumların çıktıkları yeri eliyle gösteriyor. Hapishane duvarı, köşeye yakın kısmında iki yerinden yıkılmış. En köşedeki yıkıntıda duvar sadece bir metre yüksekliğinde, oradan dışarıya çıkmak çok kolay. Hemen yanındaki diğer yıkıntının yüksekliği de en çok birbuçuk metre. Yüz metreden uzun dev duvar, bir de orta kısımlarında yıkılmış, ama yıkıntı sadece üst kısımda olduğundan, oradan kaçmak olanaksız.
Van'da depremzedelerin çadır sorunu ve insanları talancılara dönüştürmek
Van/Erciş yazıları 2
"Bizi talancılara döndürdüler, böyle yardım olmaz."
Bunu söyleyen, Van Hacıbekir mahallesinden bir baba. Ufaklıklardan biri kucağımda, diğer iki kız -biri on biri onbir yaşında- iki yanımda, babalarını dinliyoruz. Btandadan yaptıkları cadırin önündeyiz. Hemen yanında küçük bir piknik çadırı var, içinde beş-altı kadın oturmüş sohbet ediyorlar. Moralleri düzgün, ama ufaklıkların babası sayesinde. Çocukları için çırpınan bu adam, yardımlardaki koordinasyonsuzluk ve çadır eksikliği yüzünden değil, asıl, yardımların yapılış tarzına isyan ediyor.
"Zeytin paketlerini insanların üzerine atıyorlar. Tutunca patlıyor, zeytinler ortalığa saçılıyor. Savaşta bile böyle yardım dağıtılmaz."
Van ve Erciş depremi ile yükselen insani değerlerin sesi, nefret dilini yendi
| Erciş şehirmerkezinde... |
Depremden birkaç saat sonra hemen uçak biletlerimizi alıyoruz ve pazartesi sabahı beş küsür uçağıyla Diyarbakır'a uçuyoruz. Van'a yer yok. Sabah yedide Diyarbakır'dan taksiyle Erciş'e doğru yola çıkıyoruz.
Malabadi köğrüsünün yanından geçip son sürat Erciş'e ilerliyoruz. Beş saat kadar sonra Erciş kapısından şehre girerken ilk izlenimimiz, eski giriş kapısının bile yıkılmış olması oluyor.
Daha önce Gölcük depremini yaşamış biri olarak, insanların inanılamayacak kadar tevekküllü ve sakin olması dikkatimi çekiyor. Burada hayat, her fakir Anadolu kasabadaki gibi yavaş ilerliyor.
Yıkımın boyutlarını görünce, durumun Gölcük'ten pek farklı olmadığını görüyorsunuz. Ama bu kez sayısız kurtarma ekibi var. Hemen Gürcü ekibi dikkatimi çekiyor. Sonra İstanbul'dan, Ankara'dan, Adana'dan ve daha birçok yerden gelenler var. Şehrin tam merkezindeki caminin yanında üç bina yanyana tamamen çökmüş. Ambulansların biri gidip biri geliyor. Bir adam dikkatimi çekiyor. Adamın yüzünde hiç bir ifade yok, ama gözlerinden yaşlar akıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


